Bir süredir ABD ve Suudi Arabistan'ın uydusu kabul edilebilecek bir hükümet tarafından yönetilen Yemen'de, Mart 2015'te Yemen'deki yoksul bir halk kesimi olan Şiiliğin Zeydi mezhebine mensup Husiler tarafından silahlı ayaklanma gerçekleştirildi. 2012 yılında protestolar neticesinde istifa eden Yemen'in eski devlet başkanı Ali Abdullah Salih'in de desteğini alan Husiler, önce ülkenin başkenti Sana'da yer alan Cumhurbaşkanlığı sarayını ve hemen sonrasında da parlamento binasını ele geçirerek Mansur Hadi başkanlığındaki yönetime son verdi. Mansur Hadi'yse Umman'a kaçtı.

Katar'da ABD talimatıyla gerçekleşen ''saray darbesi'' sonrasında Suudi Arabistan ile ihtilaflar sonlanırken Yemen'e yönelik geniş çaplı bir askeri harekat başladı. Suudi Arabistan öncülüğündeki bu koalisyonun içerisinde Abdulfettah Sisi liderliğindeki Mısır, Fas, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Katar, Bahreyn hatta Sudan gibi ülkeler yer alırken Eritre, Somali ve Cibuti gibi Afrika ülkelerinin de koalisyon uçaklarına hava sahasını açması söz konusu oldu. Son günlerde savaş süresince tarafsız kalmakta ısrarcı bir tavır sergileyen Umman’ın da koalisyona katıldığı duyuruldu. Bu süreçte Pakistan'ın koalisyona katılmayarak tarafsız kalması pek uzun sürmeyecek bir krize sebebiyet verdi. ''Kararlılık Fırtınası'' adını verdikleri bu operasyonlar kapsamında Yemen'de tarihi ve kültürel öneme sahip başta başkent Sana olmak üzere Yemen'in kuzeyinden güneyine birçok kenti hava saldırılarıyla yerle bir eden koalisyon güçleri, 1 yılı aşkın bir süredir binlerce kişinin ölümüne ve sakat kalmasına sebep oldu.

Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçlerinin Yemen'e yönelik askeri operasyonları sürerken Abdülmelik el-Husi liderliğindeki Ensarullah Hareketi ve Ali Abdullah Salih'ten taraf olan Yemen ordusu Yemen'in üçte birinde de olsa hakimiyeti korumayı başardı. Bunun yanı sıra Suudi Arabistan'ın güney sınırında yer alan Asir, Cizan ve Necran bölgelerine girmeyi başaran Husiler, bir yıl boyunca sınırdaki çok sayıda kasaba ve ilçede kontrolü ele geçirmeyi başardı. 1 yılı aşkın bir süredir Husiler, Suudi Arabistan sınırları içerisindeki bölgelere balistik füze saldırıları düzenleyerek Suudi ordusuna ağır kayıplar verdiriyor.

Krizin patlak vermesinden sonra kısıtlı imkanlarla ve Hadi yönetiminden kalma silahlarla koalisyon güçlerine karşı savaşan Husilerin karşısına IŞİD ve El Kaide gibi Selefi cihatçı unsurlar da dikildi. Yemen'in doğusunda yer alan Hazramut ve Tarim bölgelerinde ortaklaşa olarak hakimiyeti ele geçiren IŞİD ve Ensar uş-Şeria (Arap Yarımadası El Kaide'si), bugün Yemen'in güneydoğu kıyısında yer alan Abyan ve Mukalla gibi bölgeleri ve civar yerleri kontrolünde tutuyor.

IŞİD ve El Kaide'nin bu denli kısa bir süre içerisinde hızlı ilerleyiş göstermesinde Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun rolünün büyük olduğu biliniyor. Kriz süresince Suudi koalisyonu, IŞİD ve El Kaide tarafından hiçbir zaman hedef gösterilmezken bir yandan işgal koalisyonuyla baş eden Husi güçleri diğer yandan da Selefi cihatçı unsurlarla savaşmak durumunda kaldı.

Son zamanlarda Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleri tarafından desteklenen eski devlet başkanı Mansur Hadi'ye bağlı güçler, başkent Sana'nın hemen doğusunda yer alan Marib kenti ve çevresinde kontrolü ele geçirdi. Bunun yanı sıra Yemen'in güneyinde yer alan liman kenti Aden ve Lahic, yine işgal koalisyonu ve desteklediği ''Güney Direnişi'' isimli bir milis grubu tarafından kontrol ediliyor.

Yemen'de devam eden savaşın en kritikleştiği bölge olarak Taiz gösterilebilir, Husiler ve işgal koalisyonu arasındaki en şiddetli çatışmaların gözlemlendiği bu bölge, Husiler tarafından abluka altına alınırken iki tarafın da bölgede hakimiyeti söz konusu.

Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçlerinin Aden'deki Güney Direnişi isimli grupla sıkı irtibatının yanı sıra ABD merkezli Blackwater isimli güvenlik şirketine bağlı paralı askerlerin de çatışmalarda yer aldığı sıkça gözlemlendi. Blackwater'ın daha önce Irak'ta da çok sayıda savaş suçuna karıştığı biliniyor. İşgal koalisyonu kalabalık. Blackwater'a bağlı paralı askerlerin büyük bir kısmı ABD uyrukluyken bünyesinde çok sayıda Avrupa kökenli, Latin Amerikalı hatta İsrailli askerler de yer alıyor. Geçtiğimiz sene Kolombiya uyruklu 800 kişilik bir askeri birliğin Aden’e konuşlanması gündemde uzun bir müddet yer tutmuştu.

Bunun yanı sıra Müslüman Kardeşler bağlantılı ve çoğunluğu Selefi İslamcı aşiret milislerinden oluşan El-Islah da yine işgal koalisyonuyla işbirliği yapan diğer gruplardan. El-Islah, 90'lı yıllarda, Abdülfettah İsmail liderliğindeki sosyalist Güney Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti'nin yıkılması sürecinde Suudi Arabistan tarafından kurulan ve finanse edilen bir parti. El-Islah, Müslüman Kardeşler bağlantısının yanı sıra çeşitli aşiretlerin ve dini örgütlenmelerin bir koalisyonu. Yemen'de radikal İslam’ın temelini oluşturan bu gruptan daha sonra Ensar uş-Şeria'ya (Arap Yarımadası El-Kaide'si) çok sayıda militanın katıldığı iddia ediliyor. Bu grubun kurulması temelde 1970-90 yılları arasında Kuzey Yemen'de güçlü bir silahlı muhalif hareket olan ve sosyalizmi benimseyen ''Ulusal Kurtuluş Cephesi'' isimli örgütle mücadeleydi.

Yemen'de insani yardım krizi de gün geçtikçe tırmanıyor. Birleşmiş Milletler (BM) 19 aydır süren savaş boyunca 10 binden fazla insanın hayatını kaybettiğini aktarırken, 21 milyondan fazla Yemenlinin (ülke nüfusunun yüzde 80'i) de acil insani yardıma ihtiyacı olduğunu duyurdu.

Savaş öncesinde de Yemen, Arap Yarımadası'nın en fakir ülkesiydi. 2012 yılında, CARE, International Medical Corps, Islamic Relief, Merlin, Mercy Corps, Oxfam ve Save the Children isimli yardım kuruluşlarının yaptığı araştırmaya göre ülkedeki 25 milyon nüfusun yaklaşık yüzde 44'ü yetersiz besleniyordu. Aynı yıl BM tarafından yapılan açıklamada Yemen'deki her üç çocuktan birinin açlık tehlikesiyle yüz yüze olduğu ifadeleri yer almıştı.

Yemen'de temiz su sorunu da önemli bir başlık. Ülkenin başkenti Sana'da musluklardan 4 günde bir temiz su akarken bundan da anca kentin yarısı faydalanabiliyor. Taiz kentindeyse musluklardan temiz su sadece ayda bir kez akıyor. Ülkenin diğer kentlerinde ise temiz su yok. Ülkede 13 milyon sivil temiz suya erişemiyor. Bunun yanı sıra ülkede kolera salgını da baş göstermiş durumda.

Batı tarafından göz yumulan önemli bir mesele de, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun, hava saldırılarında kullanımı yasak ve savaş suçu kabul edilen misket bombalarını askeri ve sivil hedeflere karşı yoğunlukla kullanması. En son 8 Ekim 2016'da Sana'daki bir cenaze törenine düzenlenen hava saldırısında 140 kişi hayatını kaybetmişti, yaklaşık 500 kişi yaralanmıştı. Bu olayın hemen sonrasında Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi sözcüsü Ned Price'ın yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyona zaten azalmış olan desteği gözden geçireceklerini ifade etmişti. İnsan Halkları Gözlemevi'yse bu saldırıyı açıkça savaş suçu olarak nitelendirdi

Geçtiğimiz günlerde TIME'a konuşan Sana'lı eski polis memuru Naci Hüseyin, bölgedeki çiftliklerin ve tarım arazilerinin büyük bir kısmının yok edildiğini veya terk edildiğini ifade etti. Yiyecek fiyatlarının yükseldiğini belirten Hüseyin, 60 Yemen Riyali'ne (0,24 dolar) mal olan fasulyenin şimdi 1,04 dolara mal olduğunu söylüyor.

Afrika'nın kuzeydoğusundaki Cibuti, Mart 2015'te savaşın başlamasından bu yana Bab ul-Mendeb üzerinden mülteci akını yaşadı. Somali ve Yemen'in doğu sınırındaki Umman da mültecilerin ilk rotaları arasında yer aldı. On binlerce Yemenli ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.

2016 Ağustos ayında BM destekli barış görüşmelerinin çökmesi, Ekim ayında tırmanan gerilim ve saldırılar çatışmanın uzun bir süre daha devam edeceğini işaret ediyor.