• REEL SOSYALİZMDE FUTBOL

    Sovyetler Birliği

    İsmail Sarp Aykurt - Turgut Yıldız

    15 Temmuz

Sovyetler Birliği’nde spor, günümüz spor anlayışından oldukça başkaydı. Endüstriyel sporun hiçbir emaresinin dahi olmadığı, piyasa ve türlü ilişkilerinden bağımsız ve uzak, bir o kadar da ‘toplumcu ve toplumsal’ bir yaşam biçimi idi spor…

Sovyetler Birliği’nde spor ve özellikle futbol denildiğinde akıllara, kolektif bir oyun, bilimsel teknikler, disiplinli futbol yapısı ve ‘çalışmak’ geliyor. İşçi sınıfının ellerinde filizlenen, sosyalizmin anavatanında ve işçi sınıfının iktidarında kendisine gerçek anlamda toplumsal ve ortaklaşa bir misyon yükleyen futbol, sosyalizm koşullarında tarihte hiç olmadığı kadar ‘özgürleşti ve olgunlaştı’.

Sovyetler Birliği’nin futbol serüvenini sınırlandırabilmek olanaklı. 1990’lı yılların başındaki çözülme sürecine kadar önemli bir futbol geçmişi ve birikimi olduğunu söylemek gerekiyor Sovyetlerin. Sınırlandırma ise, 1924 ile 1992 yılları arasına tekabül ediyor diyebiliriz. ‘Çempionat SSSR Po Futbolu’ isimli Sovyetler Birliği’nin en üst düzeydeki futbol ligi 1936 senesinde başlıyor ve Sovyet ülkelerinde bulunan tüm takımların katılımına açık hale geliyor.

1936 öncesinde ise, özellikle kentler ya da cumhuriyetler içerisindeki müsabakalar ya da küçük ölçekli organizasyonlar yapılsa da, Sovyetler Birliği geneline yayılmış, lig formatında kapsamlı bir organizasyona rastladığımızı söyleyemeyiz. Bunlar izlendiğinde, Ukrayna içerisinde düzenlenen müsabakaların yoğunluk taşıdığı ve 1933’e değin sürdüğü gözlemleniyor.1932 ve 1933 yıllarında ise Moskova, Leningrad, Harkov, Kiev, Bakü, Tiflis, Minsk, Donbass ve Taşkent gibi birçok yerleşim yerinden katılımlar örgütlenmeye başlıyor.

SSCB Milli Takımı Lenin Stadyumunda
Türkiye maçına çıkıyor, 1966

SSCB Milli Takımı Lenin Stadyumunda
1936 baharında başlayan ilk Sovyet futbol ligi ise, o dönemler şu takımlardan oluşuyordu. Dinamo Moskova, Dinamo Kiev, Spartak Moskova, CDKA Moskova, Lokomotiv Moskova, Dinamo Leningrad, Kr. Zaria Leningrad. O dönemler yeni uygulamaya konulan ligde, ayrıca sonbahar sezonu da düzenlenmekteydi. Sonbahar ligine Dinamo Tiflis de dâhil olmuştu.

Hızlıca serpilen Sovyet ligi, 1937 yılından itibaren daha çok insan ve kulübü, daha çok ülkeyi de içeren bir yaklaşım ile gelişmeye başladı. İşçi sınıfının iktidarında, daha çok insan spor ile ilgileniyor, tanışıyor ve bunu toplumsal ve toplumcu bir anlayış ile ele alıyordu.

Yeni birçok takım dâhil olmaya başladı Sovyet ligine. Örneğin, 1930 yılında, ‘Proletarian Forge’ (Proletarya Demirhanesi) ismiyle Moskova’da kurulan Torpedo Moskova, Sovyet Rusya’nın 1930-36 yılları arasında traktör, havacılık ve otomotiv endüstri kollarında iş gören işçilerin bağlı bulunduğu sendikanın içerisinde kurulmuş ve lige dâhil olmuştu. Öte yandan, Torpedo’dan daha eski bir zaman diliminde, 1923’te Sovyet Rusya’nın dört bir yanındaki demiryolu işçileri arasından, ‘futbolu en iyi icra eden’ işçilerin bir araya getirilmesiyle örgütlenen Lokomotiv Moskova…

Sovyet liginin de kurucusu, elbette işçi sınıfı idi. Futbolun yaratıcısı sınıf, anavatanında yeniden üretiyordu futbolu…

Oleg Blokhin Alman Demokratik Cumhuriyeti ile oynanan bronz madalya maçında
Münih Olimpiyatları, 1972

Oleg Blokhin Doğu Almanya ile oynanan bronz madalya maçında
Bunun dışında, Dinamo Odessa, Stahanovez Stalino, Traktor Leningrad, Elektrik Leningrad, Stalinez Leningrad, Temp Baku, Burevestnik Moskova, Dinamo Rostov, Pischewik Moskova gibi bir çok takım da lige katılmış ve işçi sınıfının temsiliyetini futbol alanında göstermişti. İlerleyen yıllar, İkinci Dünya Savaşı sonrası da dâhil olmak üzere birçok yeni kulübün liglere katılmasına tanıklık etti. Zenit Leningrad (Şimdiki Zenit St. Petersburg), Torpedo Stalingrad, Uralmash Sverdlovsk, Zarya Lugansk, Kr. Sovietov Kuibyshev, Chornomorets Odessa, Zarya Voroşilovgrad, Azerbaycan’dan Neftianik Bakü, Özbekistan’dan Pakhtakor Taşkent, Kazakistan’dan Kairat Alma-Ata, Estonya’dan Kalev Talinn, Litvanya’dan Spartak Vilnius ya da Letonya Sovyeti ekibi Daugava Riga…

Sovyetler Birliği futbol ligi, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir işçi sınıfı dayanışmasına, kültürel gelişkinlik ve kolektiviteye dayanıyordu. Bu anlamı ile son derece özgün olduğu pekâlâ söylenebilirdi

Sovyetler Birliği’nde bulunan tüm kulüpler farklı bir örgütlenme ile bir araya gelmekteydiler. Bunlar hem gönüllü oluşumlar idi hem de aynı iş kolunda çalışan işçilerin örgütlenmesi ile oluşan takımlardı. 1971 senesine gelindiğinde ise, 40’a yakın gönüllü spor kurumu örgütlenen SSCB’de, bu oluşumlar çeşitli kurumların, sendikaların, emek örgütlerinin ve köylerde organize edilen köy kolektiflerinin ortak bir spor ve beden eğitimi faaliyet alanı haline getiriliyordu. Örnek verecek olursak;

- Lokomotiv, demiryolu işçilerinin,
- Vodnik, liman işçilerinin,
- Dinamo, KGB çalışanlarının,
- Burevestnik, lise öğrencilerinin ve
- Trudovye Rezervy ise meslek lisesi öğrencilerinin takımlarıydı.

KGB çalışanların örgütlediği Dinamo’nun dört farklı takımı bulunmaktaydı. Bunlar Dinamo Moskova, Dinamo Kiev, Dinamo Minsk ve Dinamo Tiflis idi.

Lev Yashin Almanya Federal Cumhuriyeti'ne karşı kalesinde
1966 Dünya Kupası Çeyrek Finali

Tanklar Sokaklarda
Sovyetler Birliği, gerek kulüpler bazında, gerekse de milli takımlar düzeyinde, türlü engellemelere rağmen, birçok önemli başarı kazandı ve önemli sporcular yetiştirdi. Dasaev, Lev Yashin, Blokhin, Lobanovski, Viktor Maslov vb. gibi çok önemli sporcular, Sovyet futbol okulunun ve sosyalist spor anlayışının içerisinde büyüdüler, bir ekolün dişlileri oldular.

Sovyetler Birliği için spor sadece bir sportif faaliyet ve boş zaman giderme aracı da değildi çünkü. İşçilerin nasırlı elleri ile inşa edilen eşitlikçi düzenin toplumsal sacayaklarının önemli parçalarından birisiydi. Bu anlamda spor; uzaktan bakılan değil, bizzat içerisinde olunan bir kültüre dönüşmüştü.

Post- Sovyet dönemde ise, futbolun piyasa ilişkileri ve endüstriyel futbol içerisinde meze edilmesi sonucu, işçi sınıfının ellerinden yeniden alınan futbol ve genel başlık ile spor, para ilişkilerine indirgenmiş durumda.

İşçilerin anayurdu belki ‘şimdilik’ yok ama, kazanılacak koskoca bir gelecek, hala esas sahibini bekliyor…





İçerik: İsmail Sarp Aykurt
Görselleştirme: Turgut Yıldız