• 31 MART DOSYASI

    Türkiye’nin İslâm Devleti Olarak İlan Edilmesine Ramak Kala...
    107 Yıl Önceki Şeriatçı Bir Ayaklanmayı Anımsamak…

    Ahmet Çınar - Turgut Yıldız

    Evlilik Eşitliği

31 MARTÇILARIN TORUNLARI İKTİDARDA!

“Taksim Kışlası” ya da “Halil Paşa Topçu Kışlası” adı son yıllarda yeniden gündeme geldiğinde takvimler 2013 yılının ilk yarısını gösteriyordu. Padişah 3. Selim tarafından Kirkor Balyan adlı mimara yaptırılan Topçu Kışlası, 1940’ta, İsmet İnönü iktidarında yıktırıldığı zaman 135 yıllık tarihi bir eserdi. Yerine Taksim Gezi Parkı yapılan kışla, AKP hükümeti tarafından yeniden ama bu kez bir alışveriş merkezi olarak inşa edilmek istendi. Bunun için bir dizi girişimde bulunuldu. Kışla aslına uygun olarak yeniden inşa edilecek ve bir alışveriş merkezi olacaktı. AKP iktidarı, Topçu Kışlası’nın bir replikasını oraya yeniden dikmek ve Topçu Kışlası’nı ihya etmek istiyordu. Aynı zamanda bir alışveriş merkezi kurarak ticari bir rant da elde edecekti. Hem siyasal, hem ekonomik bir proje: Hem gerici, hem piyasacı bir kurgu... Bunun için Gezi Parkı’na şantiye bile kuruldu. Ancak kamuoyunda Gezi Direnişi olarak bilinen Haziran Direnişi başladı ve AKP iktidarının Topçu Kışlası’nı yeniden yâd etme hayali suya düştü.

Topçu Kışlası denildiğinde akla pek çok siyasi ve askeri olay gelir elbette ama en önemlisi ve tarihte en derin iz bırakanı 31 Mart Ayaklanması’dır.

31 Mart Ayaklanması, 13 Nisan 1909’da kimi medrese öğrencilerinin, şeriat isteklilerinin ve bazı askeri birliklerin İstanbul’daki yönetime karşı gerçekleştirdikleri bir ayaklanma… Miladi takvime göre 13 Nisan 1909’da yaşanan bu ayaklanma, Rumi takvime göre 31 Mart 1325’te yaşandığı için tarihte de “31 Mart Vakası” olarak anılageldi.

1908 DEVRİMİ’NDEN 8 AY SONRA BİR GERİCİ KALKIŞMA

Ülkeyi 31 Mart Ayaklanması’na götüren neydi? 31 Mart’ta ayaklananlar ne istiyorlardı? Kısaca göz atmakta yarar var.

31 Mart Ayaklanması’ndan yaklaşık 8 ay önce Osmanlı Devleti’nde önemli bir siyasal dönüşüm yaşanmıştı: 1908 Meşrutiyet Devrimi… Genellikle okullarda “2. Meşrutiyet” diye anılan ama bu anılışın çok daha ötesinde, ilerisinde bir ilerlemeydi yaşanan… 1878’de anayasanın rafa kaldırılmasıyla başlayan 2. Abdülhamit’in padişahlığındaki “istibdat/baskı düzeni” yıkılıyor, yeni bir rejim ilan ediliyordu. İlhamını 1789 Fransız Devrimi’nden alan dönemin İttihat ve Terakki Cemiyeti üyeleri, Fransız Devrimi’nin sloganları olan “Özgürlük, eşitlik, kardeşlik” kavramlarını, “Hürriyet, müsavat, uhuvvet” olarak kullanıyorlardı: Bu üçlü kavram setine bir de “adalet”i ekleyerek… Sosyal Bilimci Prof. Dr. Aykut Kansu’nun, “Türkiye tarihinde 1923'ten daha önemli, ‘gerçek’ dönüm noktası” diye nitelendirdiği 1908 Devrimi yaşanmıştı Osmanlı topraklarında…

24 Temmuz 1908’de 2. Meşrutiyet’in ilan edilmesinin ardından, hükümet artık yalnızca halk tarafından seçilmiş bir meclise karşı sorumlu hale geliyordu. Derhal seçimlere gidiliyor, seçimlerde İttihat ve Terakki Fırkası ile liberal görüşlü Ahrar Fırkası yarışıyor ve seçimi İttihatçılar kazanıyordu. Seçimlerin ardından oluşan yeni Meclis-i Mebusan 17 Aralık 1908'de çalışmalarına başlıyordu. Ve 2. Meşrutiyet döneminin ilk dönemi böylece başlamış oluyordu.

Yazı : 24 Temmuz 1908 - Mehmet Bozkurt

ALAYLI ASKERLER, MEDRESE ÖĞRENCİLER, TARİKAT LİDERLERİ, ULEMA: İLERİCİ DEĞERLERE İSYAN

Ertesi yıl, 13 Nisan 1909’da, Rumi takvime göreyse 31 Mart’ta İstanbul’da bir ayaklanma başlıyordu. Askeri bir ayaklanma olarak başlasa da, bir takım tarikat liderlerinin, medrese öğrencilerinin, şeriat özlemini dile getirenlerin hemen dahil olduğu bir gerici ayaklanma…

31 Mart ayaklanması önemli bir duruma işaret ediyordu: 1908 Devrimi’ni yapan, Meşrutiyet yönetimini ilan eden, 30 yıl rafa kaldırılan anayasayı yeniden hayata geçiren, 2. Abdülhamit’in yetkilerini kısıtlayan kadrolar tüm bu sayılanları başarmış ancak tam olarak iktidar olamamışlardır.

“31 MART’IN ÖZÜ: DEVRİMDE TEREDDÜT”

Yazar Barış Zeren, bu durumu “devrimde tereddüt” olarak nitelendirir ve şunları kaydeder:

“Aslında 31 Mart’ın özü hiç de karmaşık değildir: 31 Mart, yarım bırakılmış bir devrimin faturasıdır.
Resneli Niyazi ile Enver komutasında dağa çıkan İttihatçı subaylar, kararlılıklarıyla Temmuz 1908’de Sultan Abdülhamid’e anayasayı kabul ettirmişlerdi; buna Meşrutiyet devrimi diyoruz.
Bununla birlikte, İttihat ve Terakki, bir devrimci partiden beklenebilecek hamleleri yapmadı; herhalde bunun en sarih kanıtı, Sultan Abdülhamid’in devrimden sonra da tahtta kalmasıdır.
İttihatçılar, iktidara gelip bütün ülkeyi devrimin programı doğrultusunda doğrudan yönetmek yerine, geride, devrimin koruyucusu, parlamento dışı bir güç olarak kalmayı yeğlediler.
Çünkü aslında iktidarlarında onlara kılavuz rolü görecek bir teori ve program, bunu gerçekleştirecek asgari homojenlikten yoksunlardı.
İttihat ve Terakki bir devrim örgütü olduğunu kanıtlamıştı, ama iktidar örgütü olamamıştı.
Kendi devrimini sürdüremeyen İttihat ve Terakki, düşmanı olan güçlerin bir bir serpilmesini izlemek durumunda kaldı.
Parlamentoda, ülkenin her yanını saran siyaset kulüplerinde, bürokraside ve tabii ordu içinde, devrimin radikalleşmediğini gören İttihat-karşıtı güçler, toparlanmaya başladı. Bir ülkede “iki iktidar” olamayacağı kesindi.
İttihat ve Terakki’ye beklenen darbe 31 Mart günkü ayaklanmayla geldi.
Ayaklanan güçler arasında devrim karşıtı dinsel odaklar olduğu gibi, bu odakları kendi çıkarlarına kullanmayı planlayan liberal çevreler de bulunuyordu.”


Yazı : İttihatçıların iktidar olma korkusu 1 - Mehmet Bozkurt

Yazı : İttihatçıların iktidar olma korkusu 2 - Mehmet Bozkurt

31 MART’TA NELER OLDU?

1908 Devrimi’nden birkaç ay sonra İstanbul’da gerici bir takım ayaklanmalar meydana geldi, ancak kısa sürede bastırıldı. 7 Ekim 1908'de Fatih Camisi'nde Kör Ali ve İsmail Hakkı adlarında iki hocanın arkasına takılan halkın, Yıldız Sarayı’na kadar gidip Meşrutiyet yönetimi aleyhine gösteri yapmaları bu isyanlardandı.

Bu arada ordu içinde Abdülhamit yanlısı “alaylı” askerler ile 1908 Devrimi yanlısı “mektepli” askerler arasında gerilim, bir dizi huzursuzluğa yol açıyordu.

Gerici odaklar asla boş durmuyor, 1908 Devrimi’ne karşı muhalefet çalışmaları örgütlüyorlardı. Volkan ve Mizan gibi gerici gazeteler yayınlarını sürdürüyorlardı. Özellikle Derviş Vahdeti’nin çıkardığı Volkan gazetesi 31 Mart Ayaklanması’nda önemli roller üstlendi. İngilizler tarafından finanse edilen, 2. Abdülhamit tarafından para verilen Volkan gazetesi, bir yandan liberal (adem-i merkeziyetçi) Prens Sabahattin'in sesini okurlarına ulaştırıyor, diğer yandan Nakşibendi Derviş Vahdeti’niin partisi olan İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti’nin yayın organı görevini üstleniyordu.

31 Mart’a doğru gidilirken, o gerici ayaklanmanın provası diye nitelendirilebilecek bazı kanlı olaylar yaşanmıştı. Bunlardan biri, terhis olmayı bekleyen 87 eratın askerlik sürelerinin tekrar uzatılması üzerine 1908 Ekim’inde Taşkışla'da ayaklanmasıydı; kanlı bir şekilde bastırıldı. 1908’in Aralık’ında bir tiyatro oyununun erlere yasaklanması, erlerin tiyatroyu basmasıyla sonuçlandı. 1909’un Ocak’ında Harp Okulu öğrencileri ayaklandı; 60 öğrenci okuldan kovuldu. Aynı yılın Şubat’ında Kamil Paşa Hükümeti ile İttihat ve Terakki arasındaki gerilim doruğa çıktı ve güvensizlik oyuyla hükümet düşürüldü. Yerine Hüseyin Hilmi Paşa Hükümeti kuruldu.

31 Mart, Taksim

RUMİ TAKVİME GÖRE 30 MART’I 31 MART’A BAĞLAYAN GECE…

Tüm bu gerilim ve kutuplaşmalar sonucu 12 Nisan 1909’u 13 Nisan 1909’a bağlayan gece (Rumi takvime göre 30 Mart’ı 31 Mart’a bağlayan gece) Taşkışla’daki 4. Avcı Taburu kalkışmanın fitilini ateşledi. Olay diğer kışlalara da yayıldı ve yaklaşık 5 bin civarında asker “Şeriat isteriz, padişahım çok yaşa” sloganlarıyla Ayasofya Meydanı’nda toplandı. Şeriat isteyen askerlere medrese öğrencileri, tarikat şeyhleri de kısa sürede katıldı. “Mektepli” İttihat ve Terakki yanlısı askerlerin orduyu “gâvurlaştırdıklarını” savunan isyancılar, dini kuralların çiğnendiğini savunuyorlardı.

YEŞİL BAYRAKLILAR MECLİS ÖNÜNDE: “GÂVUR MECLİS İSTEMİYORUZ!”

İslamcı Volkan gazetesinin sahibi ve İttihat-ı Muhammedi fırkasının lideri Derviş Vahdeti, parti üyeleri, partinin yönlendirdiği binlerce insan ellerinde yeşil bayraklar ve sopalarla “Gâvur Meclis istemiyoruz” diye bağırıyorlardı. İşte böyle bir atmosferde 31 Martçılar Meclis binasını kuşattılar, İstanbul’un belli başlı semtleri gerici askerler tarafından kontrol altına alındı. Adliye Nâzırı Nâzım Paşa, Lazkiye Milletvekili Aslan Bey isyancılar tarafından öldürüldü, Bahriye Nâzırı Rıza Paşa yaralandı. Ve bunca olay sonrasında Hüseyin Hilmi Paşa Hükümeti istifa etti, yerine Tevfik Paşa Hükümeti kuruldu.

BİNBAŞI ALİ KABULİ BEY’İN KESİLEN BAŞI!

Ancak isyancılar bununla yetinmiyorlardı. Frenk gömleği giyen erkekler tartaklanıyor, kadınların sokağa çıkmasına engel olunuyor, isyancı ve gerici askerler gruplar oluşturup semtlerde halkı terörize ediyorlardı. İsyancılar sokaklarda karşılaştıkları subaylara “Alaylı mısın, mektepli misin” diye soruyorlar, mektepli olanları gözünün yaşına bakmadan öldürüyorlardı. Asâr-ı Şevket Zırhlısı Kaptanı Deniz Binbaşı Ali Kabuli Bey, gerici askerlerce sokaklarda sürüklenerek Yıldız Sarayı'na kadar götürüldü ve Abdülhamit'in gözleri önünde öldürüldü. Ai Kabuli’nin kesilen başı bir sopanın ucuna takılarak sokaklarda dolaştırıldı!

Hareket Ordusu Bakırköy'de

İSYANI HABER ALAN HAREKET ORDUSU HAREKETE GEÇİYOR

Hareket Ordusu Marşı



İttihat ve Terakki’nin merkezi kabul edilen ve mektepli subayların bulunduğu Selanik ise aniden bastıran bu gelişmeleri haber alır almaz harekete geçti. Bu isyan bastırılacaktı. Selanik’teki taburlar, Edirne’deki İkinci Ordu Birlikleri, Resneli Niyazi Bey’in topladığı gönüllü askerler bir araya toplandı ve “Hareket Ordusu” adıyla İstanbul’a hareket etti. İstanbul’a varıldığında Hareket Ordusu’nun amacını anlatan bir bildiri hem okundu, hem de sokaklarda halka dağıtıldı. Mahmut Şevket Paşa komutasındaki Hareket Ordusu, İstanbul’un içlerine dağıldı. Gerici isyancıların en yoğun direniş gösterdiği kışlalar ise Taksim’deki Topçu Kışlası, Taşkışla ve Davutpaşa Kışlası oldu. Topçu Kışlası önünde isyancı ve şeriatçı askerler ile Hareket Ordusu kıyasıya çarpıştı, kanlı bir çarpışma yaşandı. Ve sonuçta Hareket Ordusu İstanbul’u “şeriat isteriz” nidalarıyla kuşatan, anayasa karşıtı, Meşrutiyet karşıtı isyancı askerlerden temizledi. İki günlük kuşatmanın ardından 27 Nisan’da Hareket Ordusu Yıldız Sarayı’na girdi ve kontrolü ele geçirdi. Ancak Hareket Ordusu’ndan 3’ü subay olmak üzere 71 asker de hayatını kaybetmişti. 26 Nisan günü İstanbul’da büyük bir cenaze töreni düzenlendi ve askerler toprağa verildi. İşte bugünkü Abide-i Hürriyet Anıtı, 31 Mart gerici kalkışmasını bastırmaya çalışırken hayatını kaybeden askerlerin anısına dikilmiştir.

Yazı : Abide-i Hürriyet'in ölüleri - Mehmet Bozkurt

Hareket Ordusu Taksim'de

İSYAN BASTIRILDI, ABDÜLHAMİT TAHTTAN İNDİRİLDİ

Ayaklanma tamamen bastırıldıktan sonra Millet Meclisi toplandı ve yine 27 Nisan günü 2. Abdülhamit’in tahttan indirilmesine karar verdi. 4 kişilik kurul oluşturuldu, Abdülhamit’e tahttan indirildiği bildirildi ve 2. Abdülhamit Selanik’e gönderildi. Tahta ise Abdülhamit’in kardeşi Mehmet Reşat Efendi çıkarıldı.

İsyana karışanlar belirlendi. Tutuklamalar başladı. Kurulan üç Divan-ı Harp’te yargılananlardan 70’i idama, 420’si ömür boyu ve daha kısa süreli hapis cezalarına çarptırıldı. Çok sayıda isyancı da sürgüne gönderildi.

Yazı : 13 Nisan 1909'dan 13 Nisan 2009'a - Mehmet Bozkurt

Abide-i Hürriyet Anıtı

31 MART’TA NAKŞİBENDİ ETKİSİ: DERVİŞ VAHDETİ VE İTTİHAT-I MUHAMMEDİ PARTİSİ

Gerici ayaklanmanın sembol isimlerinden Derviş Vahdeti de 19 Temmuz 1909’de Ayasofya Meydanı’nda idam edildi. Derviş Vahdeti, Kıbrıs kökenli, Ayasofya Camisi’nde müezzinlik yapan bir Nakşibendi tarikatı üyesiydi. Kimi kaynaklara göre İngilizce öğrenen Derviş Vahdeti, İstanbul’da İngiliz Gizli Servis Teşkilatı ve bu teşkilatın ajanlarıyla tanışmış, İngiliz Hükümeti adına hizmet etmeye başlamıştır. 1908 yılı sonlarında Volkan gazetesini kuran Derviş Vahdeti, bu gazetede Said Nursi, Enderunlu Lütfi, Mehmet Emin Hayrati gibi isimlerle yayın yapmıştır. İslamcı kimliğiyle çıkan gazetenin, pek çok başlıkta İngiliz yanlısı tavır takınması da dikkat çekicidir. 2. Abdülhamit de bu gazeteye destek vermiştir. Saraydan finansal destek alan bu gazete, yayın hayatı boyunca İslamcılığı savunagelmiştir. Vahdeti sadece gazete çıkarmaz, İttihat-ı Muhammedi Cemiyeti adı altında İslamcı bir parti de kurmak için kolları sıvar. Bu partiye üyelik propagandası ise “Ey Muhammet şeriatının düşmesini istemeyen müminler! Allah-u zülcelal aşkına, peygamberimiz Muhammet Mustafa adına bu cemiyete giriniz” sloganıyla yapılmaktadır. Parti fiilen faaliyet gösterse de, 31 Mart Ayaklanması’ndan kısa bir süre önce resmi bir açılış töreni düzenlenir. Bu törende mevlit okutulur. Mevlitli açılış töreninde Said Nursi de bulunmaktadır ve hatta bir konuşma da yapar.

Abdülhamid'in Tahttan İndirilişi

DOĞAN AVCIOĞLU: 31 MART’TA EMPERYALİZM PARMAĞI

Siyaset bilimci, gazeteci, yazar Doğan Avcıoğlu’nun önemli eserlerinden biri de “31 Mart’ta Yabancı Parmağı” adlı kitabıdır. İlk baskısı 1969’da yapılan bu kitapta, 31 Mart Ayaklanması’nda İngiliz emperyalizminin nasıl bir desteği olduğu çeşitli örnekler, olaylar, karşılaştırmalarla gözler önüne serilir.

31 MARTÇILAR: “SİZLERİ GÂVUR YAPACAKLAR, NE DURUYORSUNUZ?”

31 Mart Ayaklanması’ndan hemen önce yaşanan olaylardan sadece bir örnek, Avcıoğlu’nun kitabında şöyle aktarılır:

“İsyanın başladığı Taşkışla’da bando teğmeni olarak bulunan ve olayları yaşayan Mustafa Turan’a göre 31 Mart günü sahte bir paşa bazı subaylarla birlikte Taşkışla’ya gelmiş ve padişahın sahte bir fermanını okumuştur. Fermanda askerin şapka giyeceği yazılıdır. Düzmece şapka fermanı askeri tahrik ve ayaklandırma işi için kullanılmıştır… Taşkışla’dan ayrılan heyet Beyoğlu topçu kışlasına gitmişler, aynı fermanı okuyup onların da dini duygularını kamçılayıp gitmişler. Sahte heyet gerek Taşkışla’ya ve gerek Beyoğlu Topçu kışlasında fermanı okudukları sırada çavuş, başçavuş kılığında askerleri teşvik için bir hayli casus sokmuşlar, heyetin kışladan ayrılmasıyla bunlar faaliyete geçtiler. Bunlardan Ömer Naci Bey, kışla avlusunda bir istihkam arabası üzerinde bağırmaya başladı: ‘Heyyy! Asker kardeşler, geliniz, toplanınız, sizlere diyeceklerim var, sizler Müslüman değil misiniz? Şapka giymek ne demek? Din-i mübin-i İslam’ın evlâtlarını düpedüz gâvur yapacaklar, ne duruyorsunuz? Bütün ecdadımız bu uğurda kanlarını canlarını verdiler. Müslümanlık elden gidiyor.’ Dönüp avcı askerlerine: sizlere söylüyorum, gâvur olmak için mi hürriyeti yaptınız? Sizin vazifeniz hem hürriyeti, hem de dinimiz olan Müslümanlığı muhafaza etmek değil mi? Ne duruyorsunuz, haydi hep beraber Mebusan-ı Meclise gidelim, derdimizi anlatalım.”

Doğan Avcıoğlu, bu kitabında, Derviş Vahdeti’yi bir “İngiliz kuklası” olarak nitelendirirken, “31 Mart’ı ‘Intelligence Service’ düzenledi” diye yazar. 31 Mart Ayaklanması başladığında, İstanbul’daki İngiliz Elçiliği, bağlı konsolosluklara genelge göndererek, olayın “gerici bir ayaklanma” olmadığını, yanlış anlaşılmamasını bildirir.

“Şeriatçı Bir Ayaklanma 31 Mart Olayı” adlı kitabın yazarı Prof. Dr. Sina Akşin de, gerici ayaklanmayı durdurmak için Selanik’ten harekete geçen Hareket Ordusu’nun İngiltere tarafından durdurulmak istendiğini yazar. Ancak İngiltere’nin bu girişimi başarısız kalmıştır. Meşrutiyet’i kurtarma heyecanı ve azmi içinde yola çıkan Hareket Ordusu, İstanbul’a girmiş ve İngilizci rejime son vermiştir.

Doğan Avcıoğlu yine aynı eserinde, 31 Mart irtica olayının en önemli örgütü olan Vahdeti’nin İttihat-ı Muhammedi partisinin kökü dışarda bir teşekkül olduğunu ifade eder. Kurucuların sonradan verdiği ifadelerde, bu durum itiraf edilmiştir. Avcıoğlu şöyle der:

“Bugün ABD’nin yaptığı biçimde, geçmişte İngiltere ve Fransa, sömürgeleştirdikleri Müslüman ülkelerde tarikatları ve dinsel derneklerin teşvikçisi olmuşlardır. Üyeleri arasında, birçok ‘İngilizci müslüman’ olan İttihat-ı Muhammedi’nin, bugünün Rabıtat-ül Alem-ül İslam tipi emperyalizmin hizmetinde bir kuruluş olduğu düşünülebilir.
31 Mart’ın hazırlayıcısı ve uygulayıcısı olan diğer örgüt Ahrar Partisi, o günlerde kapitülayonların kaldırılmasını reddedecek kadar emperyalizmden yanadır. İngilizciliği sınırsızdır.
2. Abdülhamit’in Derviş Vahdeti’nin gazetesi Volkan’a pek çok kez para vermesi, ayaklanmadan sonra isyancı askerlerle görüşüp onlara iltifatta bulunması, Binbaşı Ali Kabuli Bey’in başının Saray önünde kesilerek vahşice öldürülmesine seyirci kalması, isyancıları elindeki sancağa nişan taktırması gibi kanıtlar, Abdülhamit’i 31 Mart teşvikçisi ve tahrikçisi olarak görmek için yeterli bulunmuştur. Hatta Abdülhamit’in Mabeyn Başkatibi Cevat Bey de 31 Mart gerici ayaklanmasının Abdülhamit’in bilgisi çerçevesinde cereyan ettiği kanısındadır.”


Evet… 31 Mart 1908 Devrimi’nden yaklaşık 8 ay sonra İngiltere tarafından kışkırtılan, Nakşibendi tarikatının desteklediği, alaylı askerlerin fiilen katıldığı, “Şeriat isteriz”, “Din elden gidiyor” ve “Gâvur Meclis istemiyoruz” sloganlarıyla gerçekleştirilen gerici bir kalkışma…

Emperyalizm tarafından desteklenen bu isyanın merkezi ise gerici güruhun en şiddetli şekilde direndiği Topçu Kışlası olarak kabul edilmiştir. Yani bundan birkaç yıl önce AKP iktidarının ve dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan’ın “yeniden inşa edeceğiz” diye tutturduğu Taksim’deki Topçu Kışlası.


Mahmud Şevket Paşa'nın 31 Mart Olayı Sırasındaki Ses Kaydı




Bundan 107 yıl önce Hareket Ordusu tarafından Topçu Kışlası’nda bastırılan 31 Mart gerici isyanı çıkaranların torunları ise 2016 Türkiye’sinde iktidardadır. Yalçın Küçük, bugün Türkiye’nin “uzun 31 Mart’ı” ya da 1909’den bugüne uzatılmış bir 31 Mart’ı yaşadığını yazmaktadır.

31 Martçıların başaramadığını, AKP iktidarı ve AKP’yi iktidara getiriciler başarmıştır.

Doğan Avcıoğlu’na verelim son sözü… 1960’larda şu satırları yazıyordu Avcıoğlu:

“İrticanın bir kez daha ülkemizin çağdaş uygarlığa ulaşma çabalarını engellemesini önleyebilmek için, onun yalnız yüzeydeki belirtilerini değil, kaynaklarını da kurutmak gerekmektedir. Atatürk’ün laiklik politikasının yeniden canlandırılması, irticanın kaynaklarını kurutmaya yeterli değildir. Emperyalizmin kendi çıkarları uğruna içeride irticayı körüklemesini durdurmak için, emperyalizmle iç içe olmaktan, yabancı sermaye sömürüsünden ve dış yardım dilenciliğinden en kısa sürede kurtulunarak politik, ekonomik, kültürel her planda tam bağımsızlık gerçekleştirilmelidir. Bu başarılmadıkça, dün nasıl Intelligence Service yeşil şala bürünmüş 31 Martlar tezgâhladıysa, bugün de CIA, Rabıtat-ül İslam kisvesiyle karşımıza dikilecektir. (…) Sıtmanın önlenmesi nasıl bataklıkların kurutulmasını gerektirmekteyse, gericiliğin tasfiyesi de ekonomik yapının değiştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bunlar gerçekleştirilmedikçe Türkiye’mizin, emperyalizmin ve yerli işbirlikçilerinin körükleyecekleri yeni yeni 31 Mart’larla yok olup gitmesinden ne kadar korkulsa yeridir.”

VE BUGÜNKÜ TÜRKİYE…

Türkiye bugün 31 Martçıların iktidarını yaşıyor. Ülke, 1908 Devrimi’nden daha geri bir noktada.

Parlamentonun fiilen askıya alındığı, Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan kişinin yargı kararlarını takmadığı, çevresindeki patronlara ve emrindeki mülki amirlere “Mevzuat amcaya takılmayın” diyerek yasalara uymamayı tavsiye ettiği, yasamanın, yürütmenin, yargının Kaçak Saray’a bağlandığı bir ülke…

Hilafet toplantıları başkentin göbeğinde, İstanbul’un orta yerinde yapılıyor. Anayasa Mahkemesi, Danıştay, AİHM’nin halen geçerli ve halen yürürlükte olan kararlarına rağmen türbanlı dekanlar üniversitelerde, türbanlı avukatlar adliyelerde, türbanlı öğretmenler okullarda… Bilim okullardan kovulmuş durumda; dua, kader, şükür tıp fakültelerinde ders olarak okutulmakta… Tevhid-i Tedrisat Yasası askıda…

Gericiliğin her türlüsünün iktidarda, iktidarla iç içe, el ele, kol kola olduğu bir dönemde, Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi, harekete geçti.

“Türkiye'nin bir İslam Devleti olarak ilan edilmesine ramak kalmıştır” diyen Aydınlanma Hareketi, 24 Şubat’taki çıkış bildirgesinde, “Türkiye'de aydınlanma için gericiliğe karşı bir mücadele başlatıyoruz. Bu mücadelede kararlıyız, bu süreci durduracağız. Türkiye'yi bir İslam Devletine çevirmek doğrultusunda atılan her adımı, başlatılan her uygulamayı, hazırlanan her yasayı, çıkartılan her kararnameyi takip edeceğiz. Bunları halkımıza anlatacağız” diyor.

Ve şu cümlelerle bitiyor bildirge: “Biz, gericiliğin kader olmadığını bilen, aydınlanmanın kaçınılmaz olduğunu gören ve tek başına olmanın bencillik, hep birlikte olmanın özgürlük olduğuna inananlarız. Bu çağrı geleceği birlikte kurmak için sabırsızlanan Anadolu’nun tüm aydınlık insanlarına!”

107 yıl önce Hareket Ordusu vardı.

2016 Türkiye’sinde Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi.

Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi Web Sitesi


İçerik: Ahmet Çınar
Görselleştirme: Turgut Yıldız